Mıknatıslı bobin ile motor nasıl yapılır?
reklam1
TEKNOLOJI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TEKNOLOJI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Eylül 2016 Cuma
20 Eylül 2016 Salı
Holtz jeneratörü
Elektrostatik jeneratör, yada elektrostatik makine, statik elektrik ya da DC yüksek gerilim üreten bir cihazdır. Statik elektrik ile ilgili bilinenler çok eski medeniyetlere kadar dayanır. Ancak bir teori olmadığı için davranışları binlerce yıl ilginç ve gizemli bir fenomen olarak kalmış ve çoğu zaman manyetizma ile karıştırılmıştır. Onyedinci yüzyılın sonlarına doğru araştırmacılar sürtünme ile elektrik üreten pratik araçlar geliştirdi. Ancak onsekizinici yüzyılda yapılan güçlü friction makineleri ile elektrik bilimi hakkında çalışmalarda temel enstrüman haline geldi. Günümüzde hala bazı özel kullanım alanları mevcut olmakla birlikte, çoğunlukla kendi tarihi içinde unutulmuş ve fizik laboratuvarlarında gösteri cihazı olarak kalmıştır.
İkinci nesil sayılan ve Almanya'da Wilhelm Holtz tarafından 1867 yılında tasarlanan Holtz Makinesi gerçekten etkili güce sahiptir. Yakın mesafede zıt yönlerde dönen iki paralel diskler ve disklerin herbirinin yüzeyinde yalıtkan desteklerle tutturulan kollektörlerden oluşur. Disklerin ikincisindeki kollektör diğer diskteki kollektörlere diktir.
El yapımı bir Holtz makinesi ve videosu aşağıdadır.
19 Eylül 2016 Pazartesi
5 Eylül 2016 Pazartesi
Nerede bu elektron?
Nerede bu elektron, gerçek yerini ve nasıl hareket ettiğini bilen varmı? Ben bilmiyorum.
Çekirdek etrafındaki yörüngelerde hareket ediyor mu diyorsunuz. Tarihsel olarak izini takip edelim, bakalım neredeymiş.
M.Ö.400- Democritus; Madde taneciklerden oluşmuştur ve taneciklere atom denir. Henüz elektron diye birşey yoktur.
1803- Dalton; Atomlar içi dolu kürelerdir. Maddenin en küçük yapı taşı atomdur, parçalanamaz. Elektron diye birşey hala yoktur.
1902- Thomson; Atom, dışı tamamen pozitif yüklü bir küredir ve negatif yüklü elektronlar kek içindeki gömülü üzümler gibi bu küre içerisine gömülmüş haldedir.
1911- Rutherford; Atom güneş sistemine benzer. Kütlesi yaklaşık olarak çekirdeğin kütlesine eşittir. Elektronlar çekirdek etrafındaki yörüngelerde dönerler.
1913- Bohr; Elektronlar çekirdek etrafında ivmeli bir hareketle çekirdeğe düşmeden, çekirdekten sabit uzaklıkta bir kabukta hareket ederler. Bu sabit uzaklıklara enerji seviyeleri adı verilir. Her bir enerji seviyesinde bulunması gereken elektron sayısı bellidir.
1920- Heisenberg; Bir taneciğin nerede olduğu kesin olarak biliniyorsa, aynı anda taneciğin nereden geldiği veya nereye gittiğini kesin olarak bilemeyiz. Benzer şekilde, taneciğin nasıl hareket ettiğini biliyorsak onun yerini kesin olarak bilemeyiz. Buna göre, elektronun herhangi bir andaki yeri ve hızı aynı zamanda kesin olarak bilinemez. Bir taneciğin yerini ve hızını ölçebilmek için, o taneciği görmek gerekir. Taneciğin görünmesi de taneciğe ışık dalgası göndermek ile olur. Elektron gibi küçük tanecikleri tespit etmek için düşürülen uygun dalga boyundaki ışık, elektronun yerini ve hızını değiştirir. Bu yüzden, aynı anda elektronun yeri ve hızı ölçülemez. Bu nedenle de elektronların çekirdek etrafında belirli dairesel yörüngeler izledikleri söylenemez. Yörünge yerine elektronun (ya da elektronların) çekirdek etrafında bulunma olasılığından söz etmek gerekir.
1923- De Broglie; Elektronlar bazen dalgaya benzer özellikler gösterebilirler. Çekirdek etrafındaki elektronlar yörüngeler arasında geçiş yapabilirler (kuantum sıçramaları).
1927- Borglie,Heisenberg ve Schrodinger; Heisenberg'in belirsizlik ilke kuramına göre elektrona bakmadan onun uzaydaki yerini yaklaşık olarak hesap edebiliriz.
Sonuç; Elektrona bakamayız, yörüngesini göremeyiz, sadece olasılık hesabına göre nerede olduğu hakkında yüzde olarak istatistiksel bir tahmin yapabiliriz.
Çekirdek etrafındaki yörüngelerde hareket ediyor mu diyorsunuz. Tarihsel olarak izini takip edelim, bakalım neredeymiş.
M.Ö.400- Democritus; Madde taneciklerden oluşmuştur ve taneciklere atom denir. Henüz elektron diye birşey yoktur.
1803- Dalton; Atomlar içi dolu kürelerdir. Maddenin en küçük yapı taşı atomdur, parçalanamaz. Elektron diye birşey hala yoktur.
1902- Thomson; Atom, dışı tamamen pozitif yüklü bir küredir ve negatif yüklü elektronlar kek içindeki gömülü üzümler gibi bu küre içerisine gömülmüş haldedir.
1911- Rutherford; Atom güneş sistemine benzer. Kütlesi yaklaşık olarak çekirdeğin kütlesine eşittir. Elektronlar çekirdek etrafındaki yörüngelerde dönerler.
1913- Bohr; Elektronlar çekirdek etrafında ivmeli bir hareketle çekirdeğe düşmeden, çekirdekten sabit uzaklıkta bir kabukta hareket ederler. Bu sabit uzaklıklara enerji seviyeleri adı verilir. Her bir enerji seviyesinde bulunması gereken elektron sayısı bellidir.
1920- Heisenberg; Bir taneciğin nerede olduğu kesin olarak biliniyorsa, aynı anda taneciğin nereden geldiği veya nereye gittiğini kesin olarak bilemeyiz. Benzer şekilde, taneciğin nasıl hareket ettiğini biliyorsak onun yerini kesin olarak bilemeyiz. Buna göre, elektronun herhangi bir andaki yeri ve hızı aynı zamanda kesin olarak bilinemez. Bir taneciğin yerini ve hızını ölçebilmek için, o taneciği görmek gerekir. Taneciğin görünmesi de taneciğe ışık dalgası göndermek ile olur. Elektron gibi küçük tanecikleri tespit etmek için düşürülen uygun dalga boyundaki ışık, elektronun yerini ve hızını değiştirir. Bu yüzden, aynı anda elektronun yeri ve hızı ölçülemez. Bu nedenle de elektronların çekirdek etrafında belirli dairesel yörüngeler izledikleri söylenemez. Yörünge yerine elektronun (ya da elektronların) çekirdek etrafında bulunma olasılığından söz etmek gerekir.
1923- De Broglie; Elektronlar bazen dalgaya benzer özellikler gösterebilirler. Çekirdek etrafındaki elektronlar yörüngeler arasında geçiş yapabilirler (kuantum sıçramaları).
1927- Borglie,Heisenberg ve Schrodinger; Heisenberg'in belirsizlik ilke kuramına göre elektrona bakmadan onun uzaydaki yerini yaklaşık olarak hesap edebiliriz.
Sonuç; Elektrona bakamayız, yörüngesini göremeyiz, sadece olasılık hesabına göre nerede olduğu hakkında yüzde olarak istatistiksel bir tahmin yapabiliriz.
2 Eylül 2016 Cuma
NASA'dan elektrikli uçak..
NASA, 14 elektrik motorunu benzersiz bir tasarımla kanatlara monte etti ve deneysel bir uçak kullanarak bu yeni tahrik teknolojisini test edecek. Bol rüzgar alacak şekilde tasarlanmış yeni tasarımın adı X-57, rumuzu (nickname) Maxwell. NASA araştırmacıları Elektrik tahrik motorlarının daha çevre dostu ve daha sessiz olacağını söylüyorlar.
NASA yöneticisi Charles Bolden, uçak ve Uzay yıllık havacılık forumu ve fuarı'nda (AIAA) yaptığı açılış konuşmasında 10 yıl süren "Havacılıkta yeni ufuklar girişimi" çalışmalarının önemli bir parçası olan X-57'nin havacılıkta yeni bir çağ açacağını söylüyor. Ayrıca yaptığı açıklamada bu şekilde elektrik motorlarının uçağa entegresiyle 175mph hızda yolculuk için gerekli enerjinin beş kez azaltılabileceğini söylüyor. Ayrıca bu tür bir tasarımın uçaklarda karbon emisyonunu ortadan kaldırdığını, hala genel havacılıkta kullanılan kurşun bazlı yakıtların azaltılabileceğini söylüyor. Hibrit elektrikli otomobilleri kullanan sürücülerin bildiği gibi, elektrik motorları geleneksel pistonlu motorlara göre daha sessiz. X-57'nin elektrik tahrik teknolojisi sayesinde yolcuları daha az rahatsız edecek uçak gürültüsü olacağı beklenmektedir.Eğer büyük pillere gerek olmasaydı, elektrik tahrikli uçakların iklim değişikliğini etkileyecek kadar dramatik karbon emisyonunu değiştirebilirdi. Ancak uçağa konulacak batarya büyüklüğü sınırlı. Bataryaların en önemli dezavantajı, çok ağır olmaları ve büyük yer kaplamaları. Bu günün teknolojisiyle uçağın ağırlığını en az üçte bir oranında arttıracaktır. Günümüz teknolojisiyle tüm bu pillerin ağırlığını kaldırmak için yolcu ve kargo'dan ödün vermek gerekiyor. Pillerin bu dezavantajlarını ortadan kaldırabilmek için dört ayrı NASA merkezinde yaklaşık 35 bilim adamı ve mühendislerden oluşan bir ekip M_SHELLS adındaki projede çalışıyor.
Eğer başarılı olurlarsa bu durumda yeni teknolojinin faydalarıyla havacılıkta yeni ufukların ötesine geçecek gibi görünüyor.
Kaynak : NASA
1 Eylül 2016 Perşembe
Silikon entegre devreler için yuvarlanabilir kılıf...
Koreli mühendisler esnek silikon entegre devreler (IC) için yuvarlanabilir kılıf geliştirdi.
İşlem, flaş hafıza yonga plakasının (wafer) yaklaşık 100 nanometreye incelmesine kadar dilimlenmesi ile başlıyor. Bu dilim bir plastik taşıyıcı film üzerine tutturularak bir yuvarlayıcı üzerinde bir esnek PCB ye presleme işlemi ile sıkıştırılıyor.

Isıl sıkıştırma ile yapıştırma işlemi, dilimi PCB ye tutturmuş oluyor. Bir sağlam yapıştırma ortamı olarak kullanılan izotropik olmayan iletken film (anisotropic conductive film – ACF) sayesinde dilim ile PCB arasındaki iletim sağlanmış oluyor.
KAIST (Kore İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüsü) laboratuvarı, üretilen silikon tabanlı esnek NAND hafızasının, birçok zor şart altında bile kararlı hafıza işlemlerini gerçekleştirmiş olduğunu belirtiyor. Böylece bu yuvarlanabilir esnek LSI teknolojisi sayesinde, yüksek yoğunluklu hafızalara sahip esnek uygulama işlemcileri ve yüksek hızlı iletişim cihazları üretmek olanaklı hale gelecek.
KAIST bu çalışmayı KIMM (Kore Makine ve Materyal Enstitüsü) ile birlikte yapmış. KIMM’den Doktor Jae-Hyun Kim bu gelişmenin şu anda halihazırda üretilen esnek ekran ve bataryalardan sonra esnek bilgisayarlar üretmek için yeni bir çağ açacağını düşünüyor.
Bu çalışma ile ilgili sonuçlar Gelişmiş Materyaller (Advanced Materials) dergisinde “Eşzamanlı yuvarlanma transferi ve silikon NAND flaş hafızanın bağlantılanması” isimli makalesinde bulunabilir.
Orijnal Makale: ncbi
Steve Bush’un www.electronicsweekly.com sitesinde 30 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan yazısından çevrilmiştir.
Çeviren: Taner Akkan
İşlem, flaş hafıza yonga plakasının (wafer) yaklaşık 100 nanometreye incelmesine kadar dilimlenmesi ile başlıyor. Bu dilim bir plastik taşıyıcı film üzerine tutturularak bir yuvarlayıcı üzerinde bir esnek PCB ye presleme işlemi ile sıkıştırılıyor.

Isıl sıkıştırma ile yapıştırma işlemi, dilimi PCB ye tutturmuş oluyor. Bir sağlam yapıştırma ortamı olarak kullanılan izotropik olmayan iletken film (anisotropic conductive film – ACF) sayesinde dilim ile PCB arasındaki iletim sağlanmış oluyor.
KAIST (Kore İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüsü) laboratuvarı, üretilen silikon tabanlı esnek NAND hafızasının, birçok zor şart altında bile kararlı hafıza işlemlerini gerçekleştirmiş olduğunu belirtiyor. Böylece bu yuvarlanabilir esnek LSI teknolojisi sayesinde, yüksek yoğunluklu hafızalara sahip esnek uygulama işlemcileri ve yüksek hızlı iletişim cihazları üretmek olanaklı hale gelecek.
KAIST bu çalışmayı KIMM (Kore Makine ve Materyal Enstitüsü) ile birlikte yapmış. KIMM’den Doktor Jae-Hyun Kim bu gelişmenin şu anda halihazırda üretilen esnek ekran ve bataryalardan sonra esnek bilgisayarlar üretmek için yeni bir çağ açacağını düşünüyor.
Bu çalışma ile ilgili sonuçlar Gelişmiş Materyaller (Advanced Materials) dergisinde “Eşzamanlı yuvarlanma transferi ve silikon NAND flaş hafızanın bağlantılanması” isimli makalesinde bulunabilir.
Orijnal Makale: ncbi
Steve Bush’un www.electronicsweekly.com sitesinde 30 Ağustos 2016 tarihinde yayınlanan yazısından çevrilmiştir.
Çeviren: Taner Akkan
Bunama gibi hafıza problemleri tarih oluyor...
İnsan beynine yerleştirilebilir bir protez; bunama, sakatlanmayı da içeren birçok hafıza problemini ortadan kaldırabilir.
Yeni bir başlangıç firması, birçok insanın yararlanacağı bir teknolojiyi oluşturacak yüksek hedefi olan bir görevi duyurdu.
Önceden adı duyulmayan firma, hafıza problemleri olan insanlara yardım edebilecek hazır bir klinik beyin protezi geliştirme hedefini halka duyurdu. Teknoloji, kullanımının güvenli olduğu kanıtlanırsa travmatik beyin yaralanmalarından yakınan bireyler için olduğu kadar Alzheimer ve diğer bunama problemleri olan birçok insanın yararına olabilecek.
Kernel isimli firma, geliştirdikleri teknolojinin cerrahlar tarafından hastanın beyninin hipokampüs bölgesine yerleştirilebileceğini öne sürdü. Yerleştirildikten sonra, cihazın elektrotları beyne gelen geçiş verisinin uzun dönem hafızaya geçişini sağlamak için sinir hücrelerini (nöronları) elektriksel olarak uyaracak.
Teknoloji, Güney Kaliforniya Üniversitesi Nöral Mühendisliği Merkezi yöneticisi TED Berger’in araştırmasına dayanıyor. Onun hafıza protezi teknolojisini yaratma amacı fiziksel, duygusal ve entelektüel engellerle ilişkili yoksunlukları kaldırmak olup, çalışmasının detayları önceki bilimsel çalışmalarında yer alıyor.
Araştırma sürecinde, Berger elektrotlarını insan beyninin hipokampüs bölgesine yerleştirerek hastanın yeni bir şey öğrenip bir anı olarak hafızasına alması sırasında oluşan nöron kaynaklı elektriksel sinyalleri kaydetti. Kaydedilen veriyi incelerken elektrik sinyallerinin belirli bir şekilde ateşlendiğini fark etti. Berger bu davranışı analiz ettiğinde, öğrenme ile ilgili elektrik sinyallerinin bilginin uzun dönem hafızasına kaydı ile ilgili sinyallere nasıl dönüştüğünü gördü. Böylece, Berger’in laboratuarı öğrenme sinyallerini alıp uygun hafıza sinyalleri üreten matematik modelleri kurdular.
Bütün bu çalışmalar, hasta yeni bir şey öğrendiğinde ateşlenen nöron kaynaklı elektrik sinyallerini elektrotları ile kaydeden hafıza protezinin oluşmasını sağlıyor. Elde edilen veri, protezin mikroişlemcisine verilerek burada uygun çıkış sinyalleri üretecek birçok seri hesaplama yapılıyor. Sonrasında protez, elektrotları ile yakınındaki nöronları uyararak çıkış sinyalini hafızaya (anıya) dönüştürüyor.
Berger, “Bu hafıza kodlarını alarak onları güçlendirip yeniden beyine geri koyuyoruz. Eger bu işlemi ardı ardına yaparsak, ilerlemek için hazır olacağız.” diye devam ediyor.
Bugüne kadar olan insan deneyleri, normal tedavilerinin gereği beyinlerinde geçici elektrotlar takılı olan hastanede tedavi gören epilepsi hastaları üzerinde gerçekleştirilmiştir. Berger ve arkadaşları, hastalar hafıza testleri yaparken hipokampüs içindeki nöron aktivitesini kaydedebilmekte ve bazı durumlarda hastanın hatırlama yeteneklerini artırıcı bölgeleri uyarabilmektedir.
Başta da anlatıldığı gibi şu anda elde edilen sonuçlar gerekenin küçük bir kısmı. Bunu iki nedeni vardır:
1) İnsanlar birçok hayvana göre beyninde çok fazla nörona sahiptir ve bugüne kadar geliştirilen teknolojiler sadece laboratuvar fareleri kullanılarak geliştirilmiştir.
2) insanlar için genelleştirilmiş hafıza kodlaması daha henüz tümüyle tanımlanmamıştır.
Özetle bu teknoloji henüz geliştirmenin en başlarındaki safhalarındadır. Bununla birlikte, iyi haber bu teknolojinin gelişmesinde çok büyük bir destek bulunmaktadır. Kernel, 2013 yılında ödeme şirketini 800 milyon dolara PayPal şirketine satan Teknoloji girişimcisi Bryan Johnson’dan büyük bir fon almıştır. Sonra, insanlığın yararı için “hayatın işletim sistemini tekrar yazma” hedefini taşıyan OS fonu adı altında bir girişim fonu kurmuştur.
Berger, Johnson ‘un firmanın CEO’su olarak görev yaparken kar için burada olmadığını, insanlığın yeni aşması gereken zorluğunun beyinlerimizi nasıl daha fazla geliştirebileceğimiz olduğunu düşündüğünü söylemiştir.
Kaynak : IEEE
Çeviren: Taner Akkan
Yeni bir başlangıç firması, birçok insanın yararlanacağı bir teknolojiyi oluşturacak yüksek hedefi olan bir görevi duyurdu.
Önceden adı duyulmayan firma, hafıza problemleri olan insanlara yardım edebilecek hazır bir klinik beyin protezi geliştirme hedefini halka duyurdu. Teknoloji, kullanımının güvenli olduğu kanıtlanırsa travmatik beyin yaralanmalarından yakınan bireyler için olduğu kadar Alzheimer ve diğer bunama problemleri olan birçok insanın yararına olabilecek.
Kernel isimli firma, geliştirdikleri teknolojinin cerrahlar tarafından hastanın beyninin hipokampüs bölgesine yerleştirilebileceğini öne sürdü. Yerleştirildikten sonra, cihazın elektrotları beyne gelen geçiş verisinin uzun dönem hafızaya geçişini sağlamak için sinir hücrelerini (nöronları) elektriksel olarak uyaracak.
Teknoloji, Güney Kaliforniya Üniversitesi Nöral Mühendisliği Merkezi yöneticisi TED Berger’in araştırmasına dayanıyor. Onun hafıza protezi teknolojisini yaratma amacı fiziksel, duygusal ve entelektüel engellerle ilişkili yoksunlukları kaldırmak olup, çalışmasının detayları önceki bilimsel çalışmalarında yer alıyor.
Araştırma sürecinde, Berger elektrotlarını insan beyninin hipokampüs bölgesine yerleştirerek hastanın yeni bir şey öğrenip bir anı olarak hafızasına alması sırasında oluşan nöron kaynaklı elektriksel sinyalleri kaydetti. Kaydedilen veriyi incelerken elektrik sinyallerinin belirli bir şekilde ateşlendiğini fark etti. Berger bu davranışı analiz ettiğinde, öğrenme ile ilgili elektrik sinyallerinin bilginin uzun dönem hafızasına kaydı ile ilgili sinyallere nasıl dönüştüğünü gördü. Böylece, Berger’in laboratuarı öğrenme sinyallerini alıp uygun hafıza sinyalleri üreten matematik modelleri kurdular.
Bütün bu çalışmalar, hasta yeni bir şey öğrendiğinde ateşlenen nöron kaynaklı elektrik sinyallerini elektrotları ile kaydeden hafıza protezinin oluşmasını sağlıyor. Elde edilen veri, protezin mikroişlemcisine verilerek burada uygun çıkış sinyalleri üretecek birçok seri hesaplama yapılıyor. Sonrasında protez, elektrotları ile yakınındaki nöronları uyararak çıkış sinyalini hafızaya (anıya) dönüştürüyor.
Berger, “Bu hafıza kodlarını alarak onları güçlendirip yeniden beyine geri koyuyoruz. Eger bu işlemi ardı ardına yaparsak, ilerlemek için hazır olacağız.” diye devam ediyor.
Bugüne kadar olan insan deneyleri, normal tedavilerinin gereği beyinlerinde geçici elektrotlar takılı olan hastanede tedavi gören epilepsi hastaları üzerinde gerçekleştirilmiştir. Berger ve arkadaşları, hastalar hafıza testleri yaparken hipokampüs içindeki nöron aktivitesini kaydedebilmekte ve bazı durumlarda hastanın hatırlama yeteneklerini artırıcı bölgeleri uyarabilmektedir.
Başta da anlatıldığı gibi şu anda elde edilen sonuçlar gerekenin küçük bir kısmı. Bunu iki nedeni vardır:
1) İnsanlar birçok hayvana göre beyninde çok fazla nörona sahiptir ve bugüne kadar geliştirilen teknolojiler sadece laboratuvar fareleri kullanılarak geliştirilmiştir.
2) insanlar için genelleştirilmiş hafıza kodlaması daha henüz tümüyle tanımlanmamıştır.
Özetle bu teknoloji henüz geliştirmenin en başlarındaki safhalarındadır. Bununla birlikte, iyi haber bu teknolojinin gelişmesinde çok büyük bir destek bulunmaktadır. Kernel, 2013 yılında ödeme şirketini 800 milyon dolara PayPal şirketine satan Teknoloji girişimcisi Bryan Johnson’dan büyük bir fon almıştır. Sonra, insanlığın yararı için “hayatın işletim sistemini tekrar yazma” hedefini taşıyan OS fonu adı altında bir girişim fonu kurmuştur.
Berger, Johnson ‘un firmanın CEO’su olarak görev yaparken kar için burada olmadığını, insanlığın yeni aşması gereken zorluğunun beyinlerimizi nasıl daha fazla geliştirebileceğimiz olduğunu düşündüğünü söylemiştir.
Kaynak : IEEE
Çeviren: Taner Akkan
31 Ağustos 2016 Çarşamba
Dünyanın ilk sürücüsüz otomobilleri yollarda...
Dünyanın ilk sürücüsüz taksileri Singapur'da Perşembe günü (25 Ağustos 2016) yola çıktı.
NuTonomy firması, Singapur'un kalabalık yollarındaki araba sayısını azaltmanın nihai hedefleri olduğunu, bunun için 2018 yılına kadar insansız-araç taksi filosunu oluşturmak istediklerini açıkladı. NuTonomy'nin patronu Doug Parker, Singapur yollarındaki araç sayısını 900.000'den 300.000'e indireceklerini ve bunun dünyanın dört bir yanındaki şehirlere model olacağını umduklarını söylüyor.
Parker, Eğer yollardan birçok otomobili çekmek mümkün olursa, bunun birçok şeyin yolunu açabileceğini, daha küçük yollar yapılabileceğini, daha küçük otoparklar oluşturulabileceğini ve bunun da ileride insanların şehirle etkileşimini değiştireceğini düşünüyor.
Kaynak: Mashable
Massachusetts Institute of Technology (MIT) de çalışan iki araştırmacı tarafından geliştirilen NuTonomy adındaki otomobil, 2,5 kilometrekarelik Singapure bussiness park'ta test sürüşüne başladı.

Dünyada ilk olarak gerçekleşen bu sürüş, insan müdahalesi olmadan ve bir robot tarafından halka açık yollarda yapılan ilk deneme. Test araçlarına, deneme aşamasında yanlış giden birşeylerin olup olmadığını test etmek için bir bilgisayar mühendisi ve bir yedek sürücü eşlik edecek.

Dünyada ilk olarak gerçekleşen bu sürüş, insan müdahalesi olmadan ve bir robot tarafından halka açık yollarda yapılan ilk deneme. Test araçlarına, deneme aşamasında yanlış giden birşeylerin olup olmadığını test etmek için bir bilgisayar mühendisi ve bir yedek sürücü eşlik edecek.
Her araç 6 set LIDAR (Lazer darbeleri kullanılarak bir nesne veya bir yüzeyin uzaklığını anlamaya yarayan teknoloji) teknolojisi ile donatılmış. Ayrıca, engelleri tanıma ve trafik ışıklarını algılamak üzere gösterge tablosunda iki kamera yerleştirilmiş.
NuTonomy firması, Singapur'un kalabalık yollarındaki araba sayısını azaltmanın nihai hedefleri olduğunu, bunun için 2018 yılına kadar insansız-araç taksi filosunu oluşturmak istediklerini açıkladı. NuTonomy'nin patronu Doug Parker, Singapur yollarındaki araç sayısını 900.000'den 300.000'e indireceklerini ve bunun dünyanın dört bir yanındaki şehirlere model olacağını umduklarını söylüyor.
Parker, Eğer yollardan birçok otomobili çekmek mümkün olursa, bunun birçok şeyin yolunu açabileceğini, daha küçük yollar yapılabileceğini, daha küçük otoparklar oluşturulabileceğini ve bunun da ileride insanların şehirle etkileşimini değiştireceğini düşünüyor.
Kaynak: Mashable
25 Ağustos 2016 Perşembe
Elektrik neden AC üretilir?
AC üzerinde ilk kez çalışan William Stanley'dir. Kendisi indüksiyon bobininin mucididir. Günümüzde kullanılan haliyle AC üreten ise Nikoa Tesla'dır.(1886) Tesla'nın laboratuarda ürettiği AC yi sanayide kullanan isim ise 1893 yılında Almirian Decker olmuştur.
Elektrik enerjisi, alternatif akım (AC) ve doğru akım (DC) olarak iki şekilde üretilir. Bugün kullanılan elektrik enerjisinin %90’ından fazlası AC olarak üretilmektedir. Ancak AC nin bir sürü dezavantajı vardır. Bunları sıralarsak;
1- AC, çoğu elektronik cihazı çalıştırmaya uygun olmadığından DC ye çevrilmesi gerekmektedir. Ev aletlerinin bir çoğu AC prizine takılarak çalışmasına rağmen aslında doğru akım kullanmaktadır. Çoğu cihazın pille de çalışabiliyor olması bunun bir göstergesidir. Prizden gelen AC, elektronik aletlerin içinde bulunan dönüştürücü ile DC ye çevrilerek kullanılır. Bazı küçük cihazlar, küçük olsun diye dışarıdan bir dönüştürücüyle çalıştırılır.
2- AC nin önemli dezavantajlarından birisi de, elektriğin yüksek gerilimli güç hatları ile uzun mesafelerde iletiminde elektrik enerjisinin büyük bir bölümü kaybolmaktadır. Örneğin, 100 Voltluk bir gerilim, 6 Km sonra yalnızca 1 Volt’a iner! Bu bakımdan DC daha avantajlı görünmektedir. Sebebi ise doğru akımlı iletim sistemleri, güç hattındaki kayıpları 1/3 oranında düşürmektedir. Gelişen teknoloji ile birlikte elektronik güç yarı iletkenleri sayesinde güç santralleri ve rüzgar çiftliklerinden çıkan AC, doğru akımlı (HVDC) iletim sistemleri ile uygun fiyatlarla doğru akıma dönüşebilmekte ve enerji kaybının minimize olduğu görülmektedir. DC gerilim, çok uzun mesafede enerji iletimi gerektiğinde kullanılmaktadır. Her ne kadar, DC gerilimin seviyesinin değiştirilmesi maliyetli olsa da iletim kayıplarının düşük olması bu durumu avantajlı yapar.
3- AC nin bir başka dezavantajı, AC elektriğin DC’ye çevrimine doğrultma (rectification) denir. Bu işlem kayıpsız değildir. Çevrim sırasında enerjinin yüzde 5 ile 20 arası ısıya dönüşür yani kaybolur. Kayıplar bununla kalmıyor. AC elektrik, kabloda döngüsel akımlara (eddy current) neden olur. Döngüsel akımlar, mutfağımızdaki mikrodalga fırının yemekleri ısıtmasının da nedenidir. Elektrik iletim hatlarında oluşan döngüsel akımlar ısıya neden olur, bu da iletim hatlarında kayıp demektir. Yine bu döngüsel akımlar kablo üzerinde deri etkisi (skin effect) denilen bir etkiye yol açıyor; elektik kablonun tümünden değil, yüzeyinde ince bir tabakadan geçiyor. DC’de böyle bir etki yok. Bu da DC elektriğin taşınmasının daha ince kablolarla yapılabilmesi anlamına geliyor. Aynı zamanda, elektrik kablolarını havada tutan kuleler de DC için bir o kadar küçük ve hafif olabiliyor.
4- DC devreler basit devrelerdir; yalnızca üreteç ve dirençten oluştukları düşünülebilir. AC devreler ise karmaşıktır; direncin yanı sıra, kapasitör ve indüktör gibi devre öğelerini de içerir. Kapasitör ve indüktörler, kablodan geçen akımı karmaşıklaştırır. Bu karmaşıklığın sonucunda, evimize ya da iş yerimize gelen elektrik akımının bir kısmı geri “kaçar”. Bu geri kaçan elektriğe reaktif elektrik denir. Reaktif elektrik başa bela bir şeydir, üretim ve dağıtım şirketlerinin işini zorlaştırır, kayıpları arttırır.Bu yüzden de azaltılması gerekir. Bunun için de, reaktif elektriği çok üreten işletmelere (fiilen tüm fabrikalar) reaktif elektriği azaltıcı devrelerin yerleştirilmesi gerekir.
Bu da büyük maliyettir. DC elektrikte böyle bir maliyet oluşmaz.
5- AC elektrikteki öğeler hesaplaşmayı da zorlaştırır. DC devrelerin hesabı son derece basitken AC devrelerin hesabında karmaşık sayılar kullanılır, hesaplar artar.
Peki neden o zaman DC gerilim yerine AC gerilim üretiyoruz. Sebebi tabii Tesla. Alternatif akım AC ile doğru akım DC arasındaki savaş yüzyıl önce sonuçlandı ve AC kazandı! Şu anda, elektrik AC olarak üretiliyor ve AC olarak taşınıyor. Ama evimize ve iş yerimize gelen elektrik dönüştürülüyır ve cihazların çoğu AC elektrikle değil DC ile çalışıyor. O zaman AC’yi DC’ye çevirmek gerekiyor. Evimizdeki aygıtların çoğu DC iken elektrik neden AC şeklinde üretiliyor ve taşınıyor?
1893 yılında Tesla ve Westinghouse için mutlu sonla biten akım savaşları sayesinde doğru akım mı yoksa alternatif akım mı sorusuna cevap bulunmuştur. Westinghouse firmasının kurucusu George Westinghouse ile Nikola Tesla, elektrik iletimi için alternatif akımın tercih edilmesini öne sürerken Thomas Edison, doğru akımın savunucusuydu. Edison’ un savunma çabaları yetersiz kalmış ve sonunda Nikola Tesla’ ya boyun eğmek zorunda kalmıştı. O günden bugüne gelecek olursak alternatif akımlı şebekeler, tüm dünyada elektrik enerjisinin iletimine hakim olmuştur. Böyle bir sonucun tabi ki nedenleri olmalıdır. Bunun çeşitli nedenleri vardır;
Şimdi bu nedenleri sıralayalım;
1- Elektrik enerjisinin uzak mesafelere ekonomik olarak iletilmesi için yüksek gerilimlere ihtiyaç vardır. Doğru akımın elde edilmesinde kullanılan dinamolar (D.A. jeneratörü) yüksek gerilimli olarak yapılamazlar. Komütasyon zorluklarından dolayı, ancak 1500 volta kadar D.A üreten genaratörler yapılabilmiştir. birde DC nin yükseltilmesi çok zordur. Hattın uzunluğu arttıkça iletkenin direnci artacaktır. geçecek akım arttıkça yüksek ısı meydana geleceğinden, iletken kalınlığının artırılması buna karşılık taşıyıcı sisteminde boyutlarının artması demektir. bu yüzden akım küçük tutulmak istenir ve gerilim yükseltilir. Alternatif akım üreten alternatörlerden ise 230, 6300, 10500 ve 20000 volt gibi yüksek gerilimler elde edilebildiği gibi, transformatörlerle bu gerilimleri 60 kV, 100 kV ve daha yüksek gerilimlere yükseltmek de mümkündür. Elektrik enerjisinin taşınması yüksek gerilimli alternatif akımlarla yapılır. Hattın sonundaki transformatörlerle bu yüksek gerilim, kullanma gerilimine dönüştürülür. Yüzyıl önce AC elektriği yükseltmek ve indirgemek, DC elektriği yükseltmek ve indirgemekten daha kolaydı ve ucuzdu. Bu nedenle de kazanan AC oldu.
2- AC nin DC ye çevrilmesi DC nin AC ye çevrilmesinden daha ucuzdur. AC/DC dönüşümünde basit bir köprü diyod devresi yeterli iken DC/AC dönüşümünde büyük çaplı konverter devreleri kullanılır. buna karşılık dönüşen bu gerilim yeterince düzgün bir sinüs halini alamaz. AC/DC dönüşümünde ise tam bir DC elde edebiliriz. DC/AC dönüşümünde tam ve iyi bir sonuç alabilmek için kullanılacak devrenin boyutları, buna karşılık maliyeti artar. ama pratikte maliyeti en düşük çevirme yöntemi AC/DC dönüşümüdür.
3- Transformatörler sayesinde AC istenilen herhangi bir değere kolayca ayarlanabilir; ayrıca AC, birbirine entegre güç şebekelerinin geliştirilmesini imkan sağlayabilmektedir.
4- Sanayide sabit hızlı yerlerde AC motoru (endüksiyon motoru), DC motorundan daha verimli çalışır.
5- AC motoru, DC motorundan daha ucuz, daha sağlam olup, bakımı da kolaydır.
24 Ağustos 2016 Çarşamba
Kütle çekimi sapması nedir
Bu ne demek, biraz açıklayalım. Türkiye'nin bastısıyla doğusu arasında ciddi bir kütle çekimi sapması var. Yani bir Gravity Sensörü kalibrasyonu yapacaksanız, bulunduğunuz yere göre gravity anomalisini bulup buna göre düzeltme yapmanız gerekiyor. Peki, bu kütle çekimi sapması nedir?
Kütle çekimi sapması, gravity anomaly olarak da bilinir, normal kütle çekimi (yer çekimi) değerinde görülen değişmelerdir. Eğer Yer homojen bir küre olsaydı, gravimetreyle (yerçekim ölçer) ölçümler yapan bir gözlemci, Yer’in her noktasında kütle çekimine ilişkin olarak aynı değeri bulurdu. Ama Yer’in yoğunluğu her yerde aynı olmadığından, Yer yüzeyinin farklı yerlerinde farklı kütle çekimi değerleri bulunur. Örneğin, mineral yataklarının, tuz dorularının ya da içinde kütle bulunmayan boşlukların ya da mağaraların üzerinde kütle çekimi sapmaları olur.
Herhangi bir noktada, yatay yüzey yoğunluğu değişmelerinden kaynaklanan kütle çekimi sapmasını belirleyebilmek için, önce o noktada elde edilen kütle çekimi değerlerinin, yükselti farklarına, Yer’in o bölgedeki biçimine ve çevredeki topografik değişimlere bağlı olarak düzeltilmesi gerekir. Gözlemci Yer’in merkezinden uzaklaştıkça kütle çekimi azalır; buna serbest hava etkisi denir. Serbest hava kütle çekimi düzeltmesi, yüzeyden yüksekliğe bağlı olarak ortaya çıkan değişmeleri giderir; serbest hava sapması, Yer yüzeyinin herhangi bir noktasındaki kütle çekimi değerinin, o noktada yalnızca serbest hava düzeltmesi yapılarak bulunan kuramsal kütle çekimi değerinden gösterdiği farklılıktır. Böylece serbest hava sapmasının değeri, gözlemlenen kütle çekimi değeri ile serbest hava düzeltmesinin toplanması ve bu toplamdan kuramsal kütle çekimi değerinin çıkarılması yoluyla bulunur.
Yüzey şekilleri de kütle çekimi değeri üzerinde sapmalara yol açabilir; örneğin, dağların ya da vadilerin konumu, topografya etkisi denen bir etkiye yol açar. Topografya düzeltmesi, ölçümün yapıldığı noktanın çevresinde, altında ya da üstünde yer alan kütlelerin ölçüm aygıtı üzerinde uyguladığı çekim etkisini gidermeye yöneliktir.
Bouguer sapması ise, gözlem noktası ile deniz düzeyi arasında kalan kütlelerin çekim etkisini dikkate alarak yapılan düzeltmelerden (Bouguer düzeltmesi) sonra bulunan kütleçekimi sapmasıdır. Bouguer sapmasından yüzeyaltı jeolojisi incelemelerinde yararlanılır.
Kaynak : MTA
23 Ağustos 2016 Salı
SD Kartınızın üzerinde neler yazıyor?
Günümüzde markası ve modeli farklı yüzlerce model SD kart mevcut. Peki, SD kart ihtiyacımız olduğunda doğru kartı seçebiliyormuyuz? SD kartların üzerinde marka ve modelden başka mevcut sembollerin anlamını biliyormuyuz?
İlk SD (Secure Digital) kart, Ağustos.1999 yılında SanDisk firması tarafından duyuruldu. Tabii ki adını ve ilk standartları SanDisk firması belirledi. Ardından Panasonic ve Toshiba firmaları, ürettikleri cihazlar için uyumlu MultiMedia (MMC) kartlarını üretti ve standartlarını belirledi. Bu üç firma standartları birbirlerine uydurmak için birleştiler. Böylece hafıza kartlarının endüstriyel standartları günümüzde bu üç firma tarafından belirlenmektedir. Bu firmalar, Ocak.2000 de SD kart standartlarını oluşturmak için SD Assocation (SDA) adında kar amacı gütmeyen bir organizasyon kurdu. SDA ya üye günümüzde yaklaşık 1000 üye firma var. Her firma SDA nın belirlediği ve onun koyduğu standartlara uygunluğunu belirleyen lisanslı logoları kullanırlar.
SD kartlar 3 ayrı özelliğe bağlı olarak 4 ana grupta toplanır. Bu 4 grup kart tipini belirtir. Bunlar; Standart-Capacity (SDSC), High-Capacity (SDHC), eXtended-Capacity (SDXC) ve SDIO (veri depolama için ayrı giriş/çıkış fonkisyonları mevcut). 3 Ayrı özellik kartın boyutlarını belirtir. Bunlar; Orjinal-boyut (original size), Mini boyut (minisize) ve Micro-boyut (micro size) .
Aşağıda iki farklı model kart ve kartların üzerindeki standartları belirten semboller bulunmaktadır.
Sembolleri tek tek açıklayalım.
1- Üretici firma adı.
2- Üretici firmanın belirlediği model.
3- Kartın kapasitesini belirtir.
4- Kartın boyutlarını belirtir. SD (32mmx24mm) , MiniSD (21.5mmx20mm), MicroSD (11mmx15mm).
5- Kart tipini belirtir. Kart tipi kullanılan cihaz için çok önemlidir. Farklı kart tipleri farklı dosya formatı içerir. Cihazınızın tanımadığı bir dosya formatı kartın tanınmamasına neden olur. Çoğu cihaz modelde geriye doğru uyumluluk gösterir. Ancak bu, cihazınızın performansını önemli ölçüde etkiler. Bazı tiplerde ise cihazınızın kart girişi (slot) uyumlu olmayabilir. Kart tipleri; SD ( 1MB - 2GB ), SDHC ( 2GB - 32GB ), SDXC (32GB - 2TB ). Kart tiplerine göre dosya formatı; SD FAT12 veya FAT16, , SDHC FAT32, SDXC exFAT.
Uyumluluk tablosu;
6-UHS Bus Speed Rating: Kartın maksimum veri yolu hızını belirleyen standarttır. Kartı bellek olarak düşünürsek UHS desteklemeyen kartlar maximum 25MB/s hızında çalışırken UHS-1 kartlar 104MB/s, UHS-II kartlar 312 MB/s hızlara çıkabilmektedir. Bu hızlara çıkabilmek için, kartla birlikte cihazın kart girişinin de standarda uyumlu olması gerekir. Kartlar eski tip standartlardaki kart girişlerine de uyumludur. Fakat eski tip kart girişi olan cihazınıza bu standartta kart aldıysanız kartınız bu hızlarda çalışmaz. Bu simge cihazınızın kart girişi slotunda ya da kullanıcı el kitabında gösterilir.
7-UHS Speed Class Rating: UHS (Ultra High Speed) kartların hızını belirtir. Bu özellik kartın minimum yazma hızını gösterir. Video cihazları için çok önemli bir parametredir. UHS nin Baş harfi U nun içine yszılan rakamla gösterilir. İki sınıf mevcuttur. UHS-1 10MB/s den daha yavaş olamaz. UHS-3 30MB/s den daha yavaş olamaz.
8-Speed-Class Rating: UHS standardı kabul edilmeden önce kullanılan hız sınıfı standardını gösterir. Bu gösterim artık gereksiz olduğu halde, hala eski standartlara dayalı üretim yapan firmalar hem yeni hem de eski hız sınıfı standardını kullanmayı tercih ediyor. Bu özellik de UHS Speed Class Rating de olduğu gibi kartın minimum yazma hızını gösterir. Eski standarda göre en hızlı sınıf Class 10 dur. Class 10 kart 10MB/s den daha yavaş olamaz. Diğer sınıflar; Class 2 (2 MB/s), Class 4 (4 MB/s), Class 6 (6 MB/s), Class 8 (8 MB/s) ve Class 10 (10 MB/s) dur.
22 Ağustos 2016 Pazartesi
Telefonunuzun ekranını kullanmayın
iPhone'unuzun paramparça olmuş ekranı için 109$ ödedinizmi hiç. Ekranı tamamen ortadan kaldırarak bu üzücü durumdan kurtulabilirsiniz.
"Cicret" bilezik tam da bu amaç için. Tasarlanan yeni bilezikte ekran ortadan kaldırılmış ve ekran yerine kullanıcının cildi (bileği) kullanılmıştır. Bilezik, içinden geçen 8 uzun menzilli yakınlık(proximity) sensörüyle çalışıyor. Sensörler menzili içinde algıladıkları cismin (parmağınız olabilir) mesafesini bilezik içinde bulunan gömülü işlemciye geri bilgi gönderir.
Herbir bilezik ivme ölçer, hafıza kartı, işlemci, vibe motoru, micro usb portu, 8 adet uzun menzilli yakınlık sensörü, pico-projeksiyon, bluetooth, wifi ve led içerir.
Yine de, tam olarak her durumda düzgün çalışması için; Örneğin, koldaki kıllar, veya dövme üzerinde interference olmadan Güneş ışığı altında düzgün bir görüntüleme olabilmesi için prototip üzerinde çalışılmış ve ürün satış aşamasına gelmiştir.
Üretici firma cihazın her yönüyle üretime hazır olduğunu bildirmiş ve 31.Ağustos.2016 tarihine kadar bağış yapanların indirimli alacağı duyurusunu yapmıştır. Perakende fiyatı 300$ olarak duyurulan ürünün bağış yapanlara 250$ dan verileceği duyurulmuştur. Tabii satın alırken yapılan bağış miktarı bu fiyattan düşülecek. Tasarlanan yeni ürün için erken sipariş tarihi olarak 2016'nın sonbaharı bildirilmiştir.
Detaylı bilgi; https://cicret.com/wordpress/
Aşağıdaki videoyu izleyin;
20 Ağustos 2016 Cumartesi
G'ler arasındaki farklar
4G ve 5G dördüncü ve beşinci nesil kablosuz iletişim teknolojisinin adıdır.
Halihazırda kullanmaya devam ettiğimiz 3G, saniyede 28 Megabit hız sunuyor. Bu hız 4G'de 100 Megabit seviyesine ulaşmasına karşın, 4G'nin hızı 5G'nin yanına bile yaklaşamıyor. Zira 5G teknolojisinde 1000 Megabit üzerinde hızlara ulaşılıyor.
4G teknolojisi IPv6 nın bütün nimetlerinden yararlanarak veri transferinde büyük hızlara ulaşabiliyor. Özellikle cep telefonu ile internete bağlananlar ve video seyredenler, dosya indirenler, ses transferi yapanlar için için oldukça büyük hız avantajı sunmaktadır. 4G şebekesini kullanarak bulunduğunuz yerden binlerce kişiye canlı yayın yapabilirsiniz. 3G ile birlikte hayatımıza giren ancak beklenen ilgiyi görmeyen görüntülü görüşme, 4G ile kasintisiz ve hızlı mümkün olacak. Cep telefonunda en büyük dezavantajı, bataryaya büyük yük bindirdiği için batarya kullanım süresi ve ömrü kısalıyor.
'Yüksek hızlı mobil internet teknolojisi' anlamına gelen 4G, dünyanın bazı ülkelerinde 200 milyonun üzerinde kişi tarafından kullanılıyor, fakat 5G için henüz oturmuş bir standart bulunmuyor ve 2020 yılından önce yaygın kullanıma sunulması da beklenmiyor. 4G’nin daha hızlı sürümü olarak tanımlanan 5G henüz taslak aşamasında olan bir teknoloji. Dünyanın farklı ülkelerinde farklı kurum ve devletler tarafından çeşitli denemeleri yapılan 5G teknolojisinde teorik olarak 1 Gbps hızlara ulaşılabiliyor. Yapılan testlerde bu hızın da üzerine çıkıldığı durumlar oldu ancak bunların büyük bir çoğunluğu ideal şartlarda gerçekleştirilen testlerde elde edilen rakamlar. Gerçek dünyada bu değerleri elde etmek çok zor.
5G'nin dağıtımı ise yapılan testlerin gösterdiği üzere, Wifi sinyalleri üzerinden yapılıyor. Bu şekilde 5G ile her yerden iletişimin sağlanması hedefleniyor. Yani daha eski teknolojilerdeki ortamın yarattığı bağlantı sorunu, 5G'de ortadan kalkıyor diyebiliriz.
Ayrıca 5G, daha az güç tüketimi özelliğiyle de, diğer teknolojilerin çok önünde konumlanıyor.
Şu anda Ericsson'un lider olarak geliştirmeye devam ettiği 5G'yi, pek çok ülke desteklemeye devam ediyor. Ayrıca Alcatel-Lucent'i satın alan Nokia, Samsung ve daha bildiğimiz pek çok büyük marka 5G'nin gelişimini destekliyor. 5G ile ilgili çalışmaları yapan kuruluşların başında NGMN (Next Generation Mobile Networks - Gelecek Nesil Mobil Ağlar) birliği geliyor. Dünya çapında 25 operatörün üye olduğu birliğe, 34 üretici ve 25 üniversite ve araştırma şirketi de katkıda bulunuyor. Birliğe Türkiye’den Turkcell de üye. 5G standartları konusunda çalışmaları olan birlik, 2020 yılı ve sonrasında bu teknolojiyi kullanıma sunabilmek adına standartları oluşturmaya çalışıyor. Birliğin hazırladığı yol planına göre 2016 ve 2017 yılları arasında 5G standartları oluşturulacak. 2018 yılında 5G ile ilgili geliştirmeler yapılacak. 2019 ve 2020 yılında ise testler ve denemeler yapılacak. Yeni teknolojinin 2020 yılından sonra kullanıma sunulması bekleniyor.
Mobil internet hızlarının yüksek olduğu Güney Kore’de 2018 yılında yapılacak Kış Olimpiyatları’nda Samsung’un 5G teknolojisinin kısmen de olsa kullanılması planlanıyor. Samsung’tan yapılan açıklamaya göre bu gerçekleştiği takdirde 5G teknolojisini 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda kullanıma sunabilecekleri ifade edildi.
Bir diğer 5G testi de İngiltere’deki Surrey Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Yapılan testte saniyede 1 Tbps hızlara ulaşıldı. İngiltere’de iletişim sektörünü düzenleyen kurum Ofcom’dan yapılan açıklamaya göre 2020 yılından itibaren 5G’nin kullanıma sunulacağı belirtildi.
5G üzerinde çalışan bir diğer firma da Nokia Networks. Firma geliştirdiği 5G teknolojisinin Google Fiber'den 10, 4G'den ise 40 kat hızlı olduğunu belirtti. Saniyede 10 Gigabit veri aktarımı sağlayan teknoloji, yüksek çözünürlüklü filmlerin birkaç saniyede cep telefonlarına indirilebileceği anlamına geliyor. Gerekli altyapının sağlanması halinde, 5G'nin '8K' kalitesindeki 3D filmlerin aktarımına bile izin vereceği öne sürülüyor.
Belirtilen istatistiklerin gerçek dünyaya uyumlu hale gelmesi ise şu an için hayal gibi görünüyor. Nokia, 5G teknolojinin yoğun kullanım nedeniyle gerçek dünyada en fazla saniyede 100 Megabit hıza ulaşabileceğini tahmin ediyor. Bu hız, 4G'nin yaklaşık dört katına denk geliyor.
5G teknolojisinin vaat ettiği hızlarla kullanılabilecek düzeye gelmesi halinde, teknolojinin birçok alanında büyük atılımlar yaşanacak. Robotlar insanların üzerlerine giydikleri kontrol cihazlarıyla eşzamanlı kontrol edilebilecek, bilgi ağları mevcut ağların 10 bin katı kapasiteye ulaşacak. Böylece, milyarlarca cihaz tek bir merkezden yönetilebilecek. 5G bu özelliğiyle Nesnelerin İnterneti (IoT) ve akıllı şehirler gibi yeni nesil teknolojilerin temellerinden birini oluşturuyor.
Halihazırda kullanmaya devam ettiğimiz 3G, saniyede 28 Megabit hız sunuyor. Bu hız 4G'de 100 Megabit seviyesine ulaşmasına karşın, 4G'nin hızı 5G'nin yanına bile yaklaşamıyor. Zira 5G teknolojisinde 1000 Megabit üzerinde hızlara ulaşılıyor.
4G teknolojisi IPv6 nın bütün nimetlerinden yararlanarak veri transferinde büyük hızlara ulaşabiliyor. Özellikle cep telefonu ile internete bağlananlar ve video seyredenler, dosya indirenler, ses transferi yapanlar için için oldukça büyük hız avantajı sunmaktadır. 4G şebekesini kullanarak bulunduğunuz yerden binlerce kişiye canlı yayın yapabilirsiniz. 3G ile birlikte hayatımıza giren ancak beklenen ilgiyi görmeyen görüntülü görüşme, 4G ile kasintisiz ve hızlı mümkün olacak. Cep telefonunda en büyük dezavantajı, bataryaya büyük yük bindirdiği için batarya kullanım süresi ve ömrü kısalıyor.
'Yüksek hızlı mobil internet teknolojisi' anlamına gelen 4G, dünyanın bazı ülkelerinde 200 milyonun üzerinde kişi tarafından kullanılıyor, fakat 5G için henüz oturmuş bir standart bulunmuyor ve 2020 yılından önce yaygın kullanıma sunulması da beklenmiyor. 4G’nin daha hızlı sürümü olarak tanımlanan 5G henüz taslak aşamasında olan bir teknoloji. Dünyanın farklı ülkelerinde farklı kurum ve devletler tarafından çeşitli denemeleri yapılan 5G teknolojisinde teorik olarak 1 Gbps hızlara ulaşılabiliyor. Yapılan testlerde bu hızın da üzerine çıkıldığı durumlar oldu ancak bunların büyük bir çoğunluğu ideal şartlarda gerçekleştirilen testlerde elde edilen rakamlar. Gerçek dünyada bu değerleri elde etmek çok zor.
5G'nin dağıtımı ise yapılan testlerin gösterdiği üzere, Wifi sinyalleri üzerinden yapılıyor. Bu şekilde 5G ile her yerden iletişimin sağlanması hedefleniyor. Yani daha eski teknolojilerdeki ortamın yarattığı bağlantı sorunu, 5G'de ortadan kalkıyor diyebiliriz.
Ayrıca 5G, daha az güç tüketimi özelliğiyle de, diğer teknolojilerin çok önünde konumlanıyor.
Şu anda Ericsson'un lider olarak geliştirmeye devam ettiği 5G'yi, pek çok ülke desteklemeye devam ediyor. Ayrıca Alcatel-Lucent'i satın alan Nokia, Samsung ve daha bildiğimiz pek çok büyük marka 5G'nin gelişimini destekliyor. 5G ile ilgili çalışmaları yapan kuruluşların başında NGMN (Next Generation Mobile Networks - Gelecek Nesil Mobil Ağlar) birliği geliyor. Dünya çapında 25 operatörün üye olduğu birliğe, 34 üretici ve 25 üniversite ve araştırma şirketi de katkıda bulunuyor. Birliğe Türkiye’den Turkcell de üye. 5G standartları konusunda çalışmaları olan birlik, 2020 yılı ve sonrasında bu teknolojiyi kullanıma sunabilmek adına standartları oluşturmaya çalışıyor. Birliğin hazırladığı yol planına göre 2016 ve 2017 yılları arasında 5G standartları oluşturulacak. 2018 yılında 5G ile ilgili geliştirmeler yapılacak. 2019 ve 2020 yılında ise testler ve denemeler yapılacak. Yeni teknolojinin 2020 yılından sonra kullanıma sunulması bekleniyor.
Mobil internet hızlarının yüksek olduğu Güney Kore’de 2018 yılında yapılacak Kış Olimpiyatları’nda Samsung’un 5G teknolojisinin kısmen de olsa kullanılması planlanıyor. Samsung’tan yapılan açıklamaya göre bu gerçekleştiği takdirde 5G teknolojisini 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda kullanıma sunabilecekleri ifade edildi.
Bir diğer 5G testi de İngiltere’deki Surrey Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Yapılan testte saniyede 1 Tbps hızlara ulaşıldı. İngiltere’de iletişim sektörünü düzenleyen kurum Ofcom’dan yapılan açıklamaya göre 2020 yılından itibaren 5G’nin kullanıma sunulacağı belirtildi.
5G üzerinde çalışan bir diğer firma da Nokia Networks. Firma geliştirdiği 5G teknolojisinin Google Fiber'den 10, 4G'den ise 40 kat hızlı olduğunu belirtti. Saniyede 10 Gigabit veri aktarımı sağlayan teknoloji, yüksek çözünürlüklü filmlerin birkaç saniyede cep telefonlarına indirilebileceği anlamına geliyor. Gerekli altyapının sağlanması halinde, 5G'nin '8K' kalitesindeki 3D filmlerin aktarımına bile izin vereceği öne sürülüyor.
Belirtilen istatistiklerin gerçek dünyaya uyumlu hale gelmesi ise şu an için hayal gibi görünüyor. Nokia, 5G teknolojinin yoğun kullanım nedeniyle gerçek dünyada en fazla saniyede 100 Megabit hıza ulaşabileceğini tahmin ediyor. Bu hız, 4G'nin yaklaşık dört katına denk geliyor.
5G teknolojisinin vaat ettiği hızlarla kullanılabilecek düzeye gelmesi halinde, teknolojinin birçok alanında büyük atılımlar yaşanacak. Robotlar insanların üzerlerine giydikleri kontrol cihazlarıyla eşzamanlı kontrol edilebilecek, bilgi ağları mevcut ağların 10 bin katı kapasiteye ulaşacak. Böylece, milyarlarca cihaz tek bir merkezden yönetilebilecek. 5G bu özelliğiyle Nesnelerin İnterneti (IoT) ve akıllı şehirler gibi yeni nesil teknolojilerin temellerinden birini oluşturuyor.
19 Ağustos 2016 Cuma
Tırtıl robot...
Varşova Üniversitesi'ndeki araştırmacılar Florence LENS Enstitüsü'nde geliştirilen LCE teknolojisini kullanarak, bir opto-mekanik sıvı kristal elastomer ( LCE) teknolojisiyle monolitik bir tasarıma sahip bir doğal ölçekli yumuşak tırtıl robot geliştirdi.
LCE’ler aydınlatma altında büyük şekil değişikliği sergileyebilen akıllı malzemelerdir. İsteğe bağlı olarak, bu yumuşak maddeler daha önceden tanımlanmış çalıştırma performansı ile üç boyutlu formlara getirilebiliyor.
Işık kaynaklı deformasyon, monolitik LCE yapısının çok sayıda ayrık çalıştırıcılar olmadan karmaşık işlemleri gerçekleştirmesine olanak sağlıyor.
15 milimetrelik bu robot, yeşil ışık enerjisi ve mekansal modüle lazer ışını tarafından kontrol ediliyor.
Gövdesi, desenli molekül hizalama ile ışığa duyarlı bir elastomer şeritten yapılan bu robot, seyahat deformasyon modeli ile farklı yürüyüş şekillerini taklit edebiliyor. Bu sayede, eğimli alanda tırmanabiliyor ve kendi ağırlığının on katı kadar olan nesneleri itebiliyor.
Varşova Üniversitesi Fotonik Nanoyapı bölüm başkanı olan Piotr Wasylczyk diyor ki;“Yumuşak robotlar tasarlamak, mekaniği, güç kaynağı ve kontrolü tamamen yeni bir paradigma gerektirir. Biz sadece doğadan öğrenerek başladık ve tasarım doğal evrimle ortaya çıktı. Böylece tasarımlar, doğal evrim yolu sayesinde doğru yaklaşımlarla değişmeye başlıyor."
Araştırmacılar, küçük ölçekli bu buluşun yumuşak robotik buluşlarında daha farklı gelişmelere yol açabileceğine inanıyorlar.
Referans:
http://www.newelectronics.co.uk/electronics-news/caterpillar-robot-powered-and-controlled-with-light/144694/
LCE’ler aydınlatma altında büyük şekil değişikliği sergileyebilen akıllı malzemelerdir. İsteğe bağlı olarak, bu yumuşak maddeler daha önceden tanımlanmış çalıştırma performansı ile üç boyutlu formlara getirilebiliyor.
Işık kaynaklı deformasyon, monolitik LCE yapısının çok sayıda ayrık çalıştırıcılar olmadan karmaşık işlemleri gerçekleştirmesine olanak sağlıyor.
15 milimetrelik bu robot, yeşil ışık enerjisi ve mekansal modüle lazer ışını tarafından kontrol ediliyor.
Gövdesi, desenli molekül hizalama ile ışığa duyarlı bir elastomer şeritten yapılan bu robot, seyahat deformasyon modeli ile farklı yürüyüş şekillerini taklit edebiliyor. Bu sayede, eğimli alanda tırmanabiliyor ve kendi ağırlığının on katı kadar olan nesneleri itebiliyor.
Varşova Üniversitesi Fotonik Nanoyapı bölüm başkanı olan Piotr Wasylczyk diyor ki;“Yumuşak robotlar tasarlamak, mekaniği, güç kaynağı ve kontrolü tamamen yeni bir paradigma gerektirir. Biz sadece doğadan öğrenerek başladık ve tasarım doğal evrimle ortaya çıktı. Böylece tasarımlar, doğal evrim yolu sayesinde doğru yaklaşımlarla değişmeye başlıyor."
Araştırmacılar, küçük ölçekli bu buluşun yumuşak robotik buluşlarında daha farklı gelişmelere yol açabileceğine inanıyorlar.
Referans:
http://www.newelectronics.co.uk/electronics-news/caterpillar-robot-powered-and-controlled-with-light/144694/
18 Ağustos 2016 Perşembe
Otomobil süspansiyonlarında devrim
Yaylar ve amortisörlerde büyük iyileştirme olmasına rağmen araba süspansiyonları temel tasarımının dışında önemli bir evrim geçirmiş değil. Ancak Akustik teknolojilerindeki yenilikleri ile tanınan Bose firmasıyla bu değişmek üzere. Bazı uzmanlar Bose süspansiyonlarının otomobil dünyasında büyük ilerleme olduğunu söylemek kadar ileri gidiyor .
Nasıl çalışıyor? Bose sistemi geleneksel şok emici yay kurulum yerine her tekerlekte doğrusal elektromanyetik motor ( LEM ) kullanır. Amplifikatörler her sıkıştırma ile kendi motorlarına elektrik üretir. Motorların ana yararı, konvansiyonel sıvı tabanlı damperlerin doğasında olan atalet ile sınırlı değildir. Bunun bir sonucu olarak , her yolcu kabininde tüm titreşimleri çok daha büyük bir hızda hemen hemen elimine edebilir. Yaylardan çok daha büyük bir hızda sıkıştırılması arabanın gövdesi ne durumda olursa olsun direksiyonda neler olup bittiğini anlamadan kontrol edilebilir. Frenleme ve viraj , hızlanan sürücü kontrolü gibi daha büyük değişikliklerde, LEM arabanın gövdesini hareketine karşı tutabilir.
Ayrıntılı bilgi için,
http://www.bose.com/prc.jsp?url=/automotive/bose_suspension/index.jsp
Video,
https://youtu.be/3KPYIaks1UY
Nasıl çalışıyor? Bose sistemi geleneksel şok emici yay kurulum yerine her tekerlekte doğrusal elektromanyetik motor ( LEM ) kullanır. Amplifikatörler her sıkıştırma ile kendi motorlarına elektrik üretir. Motorların ana yararı, konvansiyonel sıvı tabanlı damperlerin doğasında olan atalet ile sınırlı değildir. Bunun bir sonucu olarak , her yolcu kabininde tüm titreşimleri çok daha büyük bir hızda hemen hemen elimine edebilir. Yaylardan çok daha büyük bir hızda sıkıştırılması arabanın gövdesi ne durumda olursa olsun direksiyonda neler olup bittiğini anlamadan kontrol edilebilir. Frenleme ve viraj , hızlanan sürücü kontrolü gibi daha büyük değişikliklerde, LEM arabanın gövdesini hareketine karşı tutabilir.
Ayrıntılı bilgi için,
http://www.bose.com/prc.jsp?url=/automotive/bose_suspension/index.jsp
Video,
https://youtu.be/3KPYIaks1UY
24 Mayıs 2016 Salı
Yeni teknolojinin adı - IoT.
Yeni teknolojinin adı, IoT.
Internet of Things (Nesnelerin İnterneti) Nedir?
Dünyadaki her şeyin aynı ağa bağlı olduğunu düşünün? Her bilgisayar, her ev eşyası, her araba, her trafik sinyali, her insan. Bu verilerin birleştirildiğini ve ilişkilendirildiğini ve size sağladığı olanakları düşünün.
Nasıl mı;
Şehir dışında bir toplantınız var ve toplantıya trenle gideceksiniz.
Müşteri sabah toplantısını 45 dakika ileri alıyor;
Arabanız deposunu kontrol ediyor ve istasyona gidebilmeniz için yakıt alması gerektiğini biliyor.
Bu yakıt doldurma işleminin tahmini 5 dakika süreceğini hesaplıyor.
Arabanız trafik durumu kontrol ediliyor ve istasyona giden yolda kaza olduğunu öğreniyor, alternatif yol size 15 dakika kaybettirecek.
Tren ise 20 dakika rötar yapacağını bildiriyor.
Bunların hepsi yatağınızın başındaki saatinize iletiliyor ve
Alarmınız 5 dakika daha geç çalıyor ve 5 dakika daha çok uyumanızı sağlıyor.
Saatiniz kahve makinasına da 5 dakika daha geç çalışmasını söylüyor.
Kahve makinanız kahvenin bitmek üzere olduğunu arabanıza söylüyor.
Saatiniz arabanıza haber veriyor ve evden çıkış saatinizden 5 dakika önce çalışmaya başlamasını ve motoru ısıtmasını söylüyor.
Arabanız tren istasyonundaki alışveriş merkezinden kahve alabileceğinizi söylüyor.
...
2 Eylül 2015 Çarşamba
RoHS nedir?
Elektrik ve Elektronik ürünlerde istenen RoHS belgesi nedir?
RoHS, elektrikli ve elektronik ürünlerin üretiminde kartlarda yada elektronik malzemelerde belirli tehlikeli maddelerin kullanımını sınırlandıran, bazı maddelerin ise bulunmamasını şart koşan bir Yönergedir. Bu Yönerge kurşun, kadmiyum, cıva, altı değerlikli krom, polibromlu bifenil (PBB) ve polibromlu difenil eter (PBDE) alev geciktirici maddelerin kabul edilen seviyelerinin üzerinde içeriğe sahip olan yeni elektrikli ve elektronik ekipmanların AB pazarına sürülmesini yasaklamaktadır. İngilizce Restriction of Hazardous Substances Directive (Belirli Zararlı Maddelerin kullanımını Kısıtlama) kelimesinin baş harflerinden oluşur.
27 Ocak 2003 tarihinde Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen 2002-95-EC numaralı zararlı maddelerin elektronik ürünlerde belirli zararlı elementlerin kullanımını kısıtlayan yönergedir. Bu yönetmelik Ülkemizde de “EEE Yönetmeliği” adı ile Mayıs 2008’de Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
30 Ağustos 2015 Pazar
Likid anten
Araştırmacılar, frekanslarını ayarlamak için uzayan yada kısalan antenler tasarladılar.
Normalde antenin rezonans frekansını ayarlamak için devreye bobin gibi elektronik malzemeler eklemek zorundayız. Bir başka yolu da antenin boyunu değiştirmek. North Carolina Üniversitesindeki araştırmacılar, sıvı metal kullanarak elektronik olarak kontrol edilen ve boyu değiştirilebilen anten yaptılar...
Kaynak: http://spectrum.ieee.org/…/shapeshifting-liquidmetal-antenn…
5. Element - Bobinlerin Elektronik Tarihinden Silinişi
Elektronik devreler küçülürken kapasitör, direnç ve transistörler değil ama bakır bobinler problem teşkil ediyor. Eğer devremizde bobin koyacak kadar yerimiz yoksa ne yapacağız? Bobinin davranışını taklit edeceğiz! Kulağa garip geliyor ama size garanti veriyorum kimse farkına bile varmayacak.
Peki bu nasıl yapılıyor? Cevap basit: Jiratör (düz döneç) kullanarak. Ağ teorisi üzerine çalışan Hollandalı elektrik mühendisi Bernard D.H. Tellegen bu buluşunu transformatör, indüktör, kapasitör ve dirençten sonra beşinci lineer devre elemanı olarak sunmuştu. Bir devre elemanının voltaj ve akımını birbirine dönüştürebilen jiratörler ile kapasitif bir devreyi indüktif olarak çalıştırmak mümkün gözüküyordu. Böylece bobinlerin ve ideal transformatörlerin yerine kapasitörler kullanılabilecekti.
Peki bu nasıl yapılıyor? Cevap basit: Jiratör (düz döneç) kullanarak. Ağ teorisi üzerine çalışan Hollandalı elektrik mühendisi Bernard D.H. Tellegen bu buluşunu transformatör, indüktör, kapasitör ve dirençten sonra beşinci lineer devre elemanı olarak sunmuştu. Bir devre elemanının voltaj ve akımını birbirine dönüştürebilen jiratörler ile kapasitif bir devreyi indüktif olarak çalıştırmak mümkün gözüküyordu. Böylece bobinlerin ve ideal transformatörlerin yerine kapasitörler kullanılabilecekti.
Bu Pazar günü Dr. Tellegen’in 25. ölüm yıldönümü. 90 yıllık yaşamına sığdırdığı 41 adet patentli buluş sayesinde elektronik bugünlerine gelebildi. Biz de bu buluşların hatrına onu saygıyla anıyoruz.
Jiratör nasıl çalışır? Linkte bir simulasyonu mevcut.
http://www.falstad.com/circuit/e-gyrator.html
Kaynak: http://us8.campaign-archive2.com/…
Jiratör nasıl çalışır? Linkte bir simulasyonu mevcut.
http://www.falstad.com/circuit/e-gyrator.html
Kaynak: http://us8.campaign-archive2.com/…
28 Ağustos 2015 Cuma
Arabalar için şarj yolu
Hibrit ve elektrikli arabalarda şarj için beklemeye gerek yok...
İngiltere Hükümeti, otomobilleri sürerken şarj edecek yeni yol teknolojisini test etmeye hazırlanıyor. Yeni teknolojideki amaç arabaları şarj etmek için sık sık durmalarını önlemek. Çoğu elektrikli arabalar evlerde veya caddelerde plug-in şarj üzerinden şarj ediliyor. Kablosuz şarj için gerekli donanımları olsa bile şarj sırasında arabayı durdurmak gereklidir.
İngiltere Hükümeti tarafından önerilen yeni şarj yollar, yeni model telefonlarda bulunan kablosuz şarj gibi manyetik indüksiyon teknolojisini kullanmaktadır.
Bu yıl sonunda başlaması planlanan girişim için mühendisler deney olarak seçilen araçlara kablosuz teknoloji ekleyecekler ve yolların altına özel ekipman yerleştirecekler. Karayolunun altında gömülü kablolar elektromanyetik alan gücü oluşturacak ve bu elektromanyetik güç arabalardaki bir alıcı tarafından yakalanarak elektrik gücüne dönüştürülecek. Yollarda bir iletişim sistemi yer alacak ve bu yolla bir araba geldiğini anlayarak süreci başlatacak.
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)
reklam4




















